Sanki her şey yolundaymış, her şey tozpembeymiş gibi biz de bu işe girişmiştik. “Herkes yapıyor, biz niye yapmayalım” demek gibi bir şeydi aslında. Ah “Herkes köprüden atlasa sen de atlayacak mısın?” diyen annemi dinleyeydim keşke. Şimdi burada böyle stresten strese atmazdım kendimi.
Sevdiceğime “Ne vardı yani? Tüm bu masrafa gerek var mıydı?” bakışı attım. O da bana “Sessiz ol” bakışı attı. “Hayır, yani bu masrafı yapacağımıza Mağrip ülkelerinde süper bir tatil yapardık. Kafadan 1 hafta güle oynaya gezerdik. Yeni bir kültür, başka hayatlar, bunlar son derece güzel şeyler. Stres de yok. Son derece rahat. Hadi Mağrip ülkelerine gidemedik en azından kelli felli bir Mısır tatili yapabilirdik. Bilirsin, severim ben Mısır’ı.” bakışı attım. Sevdiceğim de bana “Otur oturduğun yerde” bakışı attı, ya da ben öyle anladım. “Sana kalsa zaten İstanbul dışına çıkmayacaz ömrümüz boyunca. Çakılı kalacaz buraya. Olmaz ki ama böyle. Maceracı bir ruhum var benim. Bir karavan alalım, onunla dünyayı gezelim dediğimde de karşı çıkmıştın lan sen bana.” der gibi baktım yarime.
Dirseğiyle ittirip bana bize doğru gelen Dreamsact’i gösterdi. Sessizce gülümseyip başıyla da bir selam verdi. Dreamsact’e dönüp ona da bir “Allah senin belanı vermesin, ulan it, ulan, ulaaaan!” bakışı fırlattım. Amacım bakışlarımı bir tokat gibi kullanıp Dreamsact’i yerin dibine sokmaktı. Oysa o sırıtmaya devam etti. Allah’ım, adeta bir cehennemdeydim. Önümüzdeki kuyrukta bize doğru yavaşça ilerlerken gülmekten neredeyse ikiye ayrılacaktı adi herif. Benim nasıl acı çektiğimi fark etmiş olacak, “Hahaha, nerede o verdiğin sözler? Nerede o eski Fever? Giymişin lacileri, herkese sırıtıyorsun. Kutluyorum seni, ama burada bu kadar insan olmasa puharaaa diye suratına da gülerdim, affetmezdim” şeklinde bana bakmaya başladı. Arada bir de dayanamayıp acınacak halimi görmemek için arkasını dönüyor, surat ifadesini düzeltmeye uğraşıyordu. Sonra yine dayanamayıp “Bunun her saniyesini görmem lazım” dermişcesine bana dönüyordu.
“Bak oğlum bu elbet bir gün senin de başına gelecek. O zaman ben de öcümü alacam. Dalganın en kralını ve acılısını geçecem seninle. Sınır tanımıycam. Kazığa oturtacam seni. Öldün lan sen!!!” bakışı attım Dreamsact’e. Sevdiceğim bana döndü ve “Gözün seyiriyor” dedi.“Yok, “kazık”ta zorlandım biraz, o yüzden” diye kulağına fısıldadım.
Doğal olarak anlamadı beni. “Çok pintisin” bakışı attı. “Pintilikle alakası yok. Yaptık masrafı bir kere, artık dönüş yok. Da çok daha güzel bir şekilde kullanabilirdik bu parayı, benim derdim o” dedim yine gözlerimle.
Dreamsact artık yanımıza gelmişti. Yakama ufacık bir çeyrek altın takarken “Allah bir yastıkta kocatsın” gibi son derece klişe bir şey söyledi. Yanımızda bir fotoğraf çektirdikten sonra kenara çekilip sırıtmaya devam etti.
Yok artık dayanamayacaktım. Sıradaki diğer insanları zerre umursamadan sevdiceğime dönüp “Hiç olmazsa Prag’a giderdik lan, allahsız” dedim bakışlarımla. Dirseğiyle beni yine dürtüp kuyruktan yeni gelen insanları gösterdi.
Gözlerimden yaşlar boşanarak “Maceraaaağğğğ!!!” diye bağırdım.