Beslemeler:
Yazılar
Yorumlar

Tomtini

Temiz su kanallarının kirlenmesi ve kuraklık nedeniyle çok sevdikleri kara hindiba ve deve dikeni tohumlarının yok olması ve ticari ürüne dönüşmeleri saka kuşlarının varlığını tehdit ediyor.

Göç yollarında avlanmanın yanı sıra kuş pazarlarında da satılan saka kuşların nesli, tükenme tehlikesiyle karşı karşıya.
271108.jpg

Doğadaki çeşitliliğin ve dengenin tehlike sinyalleri verdiği günümüzde daldan dala konan saka kuşlarının, bitkilerin tohum dağılımına ve üremesine katkısı büyük.

Çok sevdikleri kara hindiba ve deve dikeni tohumlarının hızla azalması bu kuşların varlığını tehdit ediyor. NTVMSNBC 15 Ağustos 2007

Asıl insan neslinin tükenmesi lazım! Nasıl kıyarsınız bu hayvancağıza…

Hadi gidelim çeşm-i siyahım

Sanki her şey yolundaymış, her şey tozpembeymiş gibi biz de bu işe girişmiştik. “Herkes yapıyor, biz niye yapmayalım” demek gibi bir şeydi aslında. Ah “Herkes köprüden atlasa sen de atlayacak mısın?” diyen annemi dinleyeydim keşke. Şimdi burada böyle stresten strese atmazdım kendimi.

Sevdiceğime “Ne vardı yani? Tüm bu masrafa gerek var mıydı?” bakışı attım. O da bana “Sessiz ol” bakışı attı. “Hayır, yani bu masrafı yapacağımıza Mağrip ülkelerinde süper bir tatil yapardık. Kafadan 1 hafta güle oynaya gezerdik. Yeni bir kültür, başka hayatlar, bunlar son derece güzel şeyler. Stres de yok. Son derece rahat. Hadi Mağrip ülkelerine gidemedik en azından kelli felli bir Mısır tatili yapabilirdik. Bilirsin, severim ben Mısır’ı.” bakışı attım. Sevdiceğim de bana “Otur oturduğun yerde” bakışı attı, ya da ben öyle anladım. “Sana kalsa zaten İstanbul dışına çıkmayacaz ömrümüz boyunca. Çakılı kalacaz buraya. Olmaz ki ama böyle. Maceracı bir ruhum var benim. Bir karavan alalım, onunla dünyayı gezelim dediğimde de karşı çıkmıştın lan sen bana.” der gibi baktım yarime.

Dirseğiyle ittirip bana bize doğru gelen Dreamsact’i gösterdi. Sessizce gülümseyip başıyla da bir selam verdi. Dreamsact’e dönüp ona da bir “Allah senin belanı vermesin, ulan it, ulan, ulaaaan!” bakışı fırlattım. Amacım bakışlarımı bir tokat gibi kullanıp Dreamsact’i yerin dibine sokmaktı. Oysa o sırıtmaya devam etti. Allah’ım, adeta bir cehennemdeydim. Önümüzdeki kuyrukta bize doğru yavaşça ilerlerken gülmekten neredeyse ikiye ayrılacaktı adi herif. Benim nasıl acı çektiğimi fark etmiş olacak, “Hahaha, nerede o verdiğin sözler? Nerede o eski Fever? Giymişin lacileri, herkese sırıtıyorsun. Kutluyorum seni, ama burada bu kadar insan olmasa puharaaa diye suratına da gülerdim, affetmezdim” şeklinde bana bakmaya başladı. Arada bir de dayanamayıp acınacak halimi görmemek için arkasını dönüyor, surat ifadesini düzeltmeye uğraşıyordu. Sonra yine dayanamayıp “Bunun her saniyesini görmem lazım” dermişcesine bana dönüyordu.

“Bak oğlum bu elbet bir gün senin de başına gelecek. O zaman ben de öcümü alacam. Dalganın en kralını ve acılısını geçecem seninle. Sınır tanımıycam. Kazığa oturtacam seni. Öldün lan sen!!!” bakışı attım Dreamsact’e. Sevdiceğim bana döndü ve “Gözün seyiriyor” dedi.“Yok, “kazık”ta zorlandım biraz, o yüzden” diye kulağına fısıldadım.

Doğal olarak anlamadı beni. “Çok pintisin” bakışı attı. “Pintilikle alakası yok. Yaptık masrafı bir kere, artık dönüş yok. Da çok daha güzel bir şekilde kullanabilirdik bu parayı, benim derdim o” dedim yine gözlerimle.

Dreamsact artık yanımıza gelmişti. Yakama ufacık bir çeyrek altın takarken “Allah bir yastıkta kocatsın” gibi son derece klişe bir şey söyledi. Yanımızda bir fotoğraf çektirdikten sonra kenara çekilip sırıtmaya devam etti.

Yok artık dayanamayacaktım. Sıradaki diğer insanları zerre umursamadan sevdiceğime dönüp “Hiç olmazsa Prag’a giderdik lan, allahsız” dedim bakışlarımla. Dirseğiyle beni yine dürtüp kuyruktan yeni gelen insanları gösterdi.

Gözlerimden yaşlar boşanarak “Maceraaaağğğğ!!!” diye bağırdım.

* Teyzelerden çekinirim. Teyze bu, ne yapacağı belli olmaz. Her şey beklenir teyzelerden. Yeri gelir börek yapar, yeri gelir seni çekiştirir. Daha demin börek yiyordum, niye çekiştiriyosun beni ya?

* Konya ilimizin maskotu olan “Un” da çok garip bişi aslında. Meyve değil, sebze değil. Garip bir şey. Ben galiba undan da çekiniyorum.

* Ben yemeği sevmem, yemek de beni. Birbirimize karşı dokunulmazlık anlaşmamız var.

* Doğum günüm olan 5 temmuz yılın en kötü günüdür. Evrenin böyle bir kaidesi var.

* Çok garip bir şekilde neredeyse 3 haftadır hiç oyun oynamıyorum. İnternette online oynadığım 3 oyunu da bıraktım. Bilgisayar oyunu da oynamıyorum. Canım istemiyor. Keyifsiz de değilim. Anlamadım, yaşlanıyor muyum acaba? Oyun oynamak için kendimi zorluyorum. Yok. Canım istemiyor.

* İşim gereği insanlara karşı ukala olmam gerekiyor. Hatta işler planladığım gibi giderse, gelecekte daha ukala ve sinir bir poz takınmam gerekecek. Çok rahatsızım. Nefret ederim ukala insanlardan. En nihayetinde hepimiz insanız. Çalışma hayatı (benim gördüğüm) başkalarını ezme ve sindirme üzerine kurulmuş. Of ulan hayat! Senin yüzünden bütün tadım kaçtı işte.

* Bundan bir sonraki post tamamen uydurma olacak. Şimdiden söyliyeyim.

* En sevdiğim quote: “Amanın inciklerim, bir kız olsa cimciklerim” Annanem. (incik:eklem) (Romatizması var kadının, ne yapsın)

Rasyonalizm’in Sonu

falim.jpg

10 kuruşluk bir “Falım” sakızı. Rasyonalizmi bitiren bu 5 gramlık, 10 kuruşluk şeydir işte. Ne işe yarar? Hiç bir işe. Ne yaparsın? Çiğnersin. Karnın doyuyor mu? Yok. Yutuyor musun? Yok. Ne yapıyorsun? Çiğniyorsun.

Vallahi benim aklım dimağım almıyor! Hiç bir işe yaramayan, hatta ve hatta bir tadı olmadığı gibi çeneyi yorup öldüren bir ürünün endüstrisi var. Koca bir sektör. Hayretler içindeyim. Nerede mantık, nerede akılcılık? Gariplik bende mi, dünyada mı?

Morpheus: Will you take the red pill or the Falım gum?

Röportaj…

Anglo-Sakson olduğunu iddia eden ve her türlü duruma ve kişiye zevzekçe yaklaşabilen Sayın Everfever blogumuzca yapacağımız röportaj dizisinin ilk konuğu.
Evet Sayın Everfever sizden başlayalım bize biraz kendinizi tanıtın lütfen.
- Efendim 1982′de Süleymaniye doğumevinde doğmuşum. Yaşamımın ilk 3-4 senesini pek hatırlamıyorum. Aklımda bir tek bahçemizdeki kayısı ağacı kalmış. Çok severdim kendisini.
*Peki sonra?
- Sonra yağmur yağarken “Arap kızı camdan bakıyor” şarkısı, kuşlar ve tavşanlarla dolu bir çocukluk. Misafirlere “Bana ne aldınız?” diye sorular. Eğitim sürecindeki beyin yıkama çabaları. Okul öncesi öğrendiğim şeyler ve kural tanımazlığım sayesinde bu çalışmaları hafif sıyrıklarla atlatmanın hafifliği.
* Anarşistlik var yani?
- Yok.
* Kural tanımam diyorsunuz, anarşistliğe girmiyor mu?
- Giriyorsa da çıkayım ben oradan o zaman. Kendi kaidelerim var hayatta, ve anarşizm dahil başkalarının kaideleri beni enterese etmiyor. Aslında çok az şey beni enterese ediyor. Banane canım, en nihayetinde.
* Anglo-Sakson olduğunuzu iddia ediyormuşsunuz.
- Öyleyim.
* Anneniz babanız?
- Anamı babamı karıştırma işe, it herif!
* Yok o anlamda demedim. “Aileniz nereli” anlamında sordum.
- Ailem Konyalıdır. Ben değilim. Edindiğim görgü, gelenek, kültür vs. Anglo-Saksondur. Nereli olduğumu veya kim olduğumu genlerimden daha çok edindiğim kültür belirlemez mi?
* Belirler mi?
- Belirlemez mi?
* Olabilir. Neyse sizin için şeriatçı diyorlarmış, doğru mu?
- Doğru. ADD’nin okulumuzda yaptığı bir seminere katılmaktansa arkadaşlarımla futbol oynamaya gitmiştim. Hepimiz şeriatçı ilan edilmiştik. 1 hafta sonra da tercih ettiğimiz müzik yüzünden satanist ilan edilmiştik.
* Bu iki etiket biraz çelişkili değil mi?
- Olabilir.
* Zevzekliğe geçelim isterseniz.
- Geçmemiş miydik?
* Ne zaman geçmiştik?
- İki durak önce. Dalga mı geçiyon lan eşşek sıpası? Sabahtan beri sayıklayıp duruyosun. Saçmalıyosun.
* Efendim ben size soru..
- Efendini yesinler, adam gibi soru sor!
* Lütfen biraz edep aaa!
- Kalmadı edep. Yeni bitti. Dayak var, yen mi?
* Hasbinallah…
- Soru sor lan. İstediğini sor.
* Sizin için megaloman, ukala, züppe, ibibik diyorlar, doğru mu?
- Doğru. Ayrıca her zaman ve her koşulda ben haklıyımdır.
* Hasta bir tipmişsiniz, doğru mu?
- Bu da doğru. Salaklığa, kibire, Hayri Pıtır’a alerjim var. Demirel ve Doğuş öldüğü gün çengi gibi oynayıp bunu kameraya çekmeye ahdim de var.
* Birisi öldüğü için sevinmek ayıp değil midir?
- Kişiye göre değişir. Kör öldüğünde benim için ceylan gözlü olmaz.
* Peki siyaset?
- Önümüzdeki seçimlerde Xanadu’nun belediye başkanı olmak için Şizofren Muhalifler Partisinden aday olucam. %90 kazanırım.
* Siyasi kimliğinizi sormuştum ben.
- Az önce bizim çocuğa verdim PVC kaplatacak.
* Ne diyosunuz?
- Asıl sen ne diyosun? Sabahtan beri saçma sapan sorular, yok şöyleymişsin, böyleymişsin. Hiç bişey değilim lan ben. Yok siyasetmiş, ukalaymış, şuymuş, buymuş. De git! Almıyım ayağımın altına.

(İlk röportajımızı hafif sıyrıklarla atlattık. İkincisi bakalım kiminle olacak.)

Tuğla

Tuğla gibi bir kitap yazıp hakikati anlamaya veya açıklamaya uğraşacağıma nabzı atan tek bir dize yazmaya uğraşırım.

Çok para haramsız, çok söz yalansız olmazmış.

« Yeni Yazılar - Eski Gönderiler »